Cuma Sohbetleri

DİNİN İKİ TEMELİ

ENVER ABİ
08.12.2006 Frankfurt Cuma


Cumanız mübarek olsun. Bayramınız mübarek olsun. Cuma müminlerin bayramı. Mübarekler buyurdular ki, namaz kılmayan mürted olmaz. Günahkar olur. Şeytan secde etmediği için değil secde edene karşı geldiği için. Çok büyük fark. Bir adam namaz kılmaz suçunu kabul eder. Bir de der ki, yav namaz neymiş bu zamanda yav bırak şu namazı falan. Bu Allaha meydan okumaktır. Şeytan burda Allaha meydan okudu. Onun için de mürted oldu. Fark burda. Onun için kovuldu. Yani hepimizin bildiği secde etmediği için lanetlendi. Secde etmediği gibi secde edene de karşı geldi. Yani buna ben secde edeceğim? Bu mu sen layık gördün? Ben bu kadar kıymetli iken toprakdan yaratılmış bir adama mı bana secde emri veriyorsun diye meydan okudu ve tövbe estağfirullah, Allahü tealaya akıl vermeye kalkıştı.

Namaz çok faziletli. Bir sebebi de şu. Çünkü namazda, namazda Peygamberimize “sallallahü aleyhi ve sellem” selam veriyoruz. Onun ismi geçtiği yerde ruhu hazır olur. Evliyaların bile hazır oluyor. Cenab-ı Peygamberin olmaz olur mu? Ve hazret-i Peygamber “aleyhissalatü vesselam” namaz kılanı hafızasına alıyor. Şimdi biz mahşerde salak salak dolaşırken sen bana selam vermiştin. Gel bakalım bu tarafa. Anam de bakıyım! Yani namaz kılmanın bir fazileti de hazret-i Peygamberin orda “aleyhissalatü vesselam” bizi tanıması. Sen çok namaz kılıyordun. Bana çok selam veriyordun. Gel bakalım bu tarafa. Yaşadım desene yav. Onun için namaz bir. Bir tane daha var.

Namazda, Efendi hazretlerinin bu namaz risalesi var Abdülhakim-i Arvasi hazretlerinin, buyuruyorlar ki, namazda salihlere dua ediyoruz. Kim bu salihler? Evliyalar, melekler, Eshab-ı kiram, şehidler, gaziler, mezheb imamları. Say ne kadar varsa. Hepsi bunlar salih insanlar. Hepsine selam veriyorsun. Adama demezler mi yav aleykümüsselam. Onlar da şefaat ederler.
Sonra peki ne var sıra namazda? Bir de müslümanlara selam veriyorsun. Yani dünyanın neresinde, dünyanın neresinde, ne zaman, kim namaz kılıyorsa o anda senin duanı alıyor. Namaz kılan biri. O anda namaz kılması şart değil. Namaz kılan biri çünkü. Çünkü namaz, hani şimdi network diyorlar ya, online sistemi diyorlar. Bütün müminleri birbirine bağlayan bir sistem. Dolayısıyle selam verdiğiniz zaman o networke bağlı olan herkese dua etmiş oluyorsun. Peki, o namaz kılanlar da sana dua etmiş oluyor. Yani öyle bir network ki her an sevab kazanıyorsun. Çünkü dünyanın her yerinde, her an namaz var. Yuvarlak ya, dönüyor. Dönüyor mu? Dönüyor, dönüyor. Ve her döndüğü 4 dakikada bir de dünyanın bir yerinde ezan okunuyor. Çünkü Allahü teala Kur‟an-ı kerimde buyuruyor ki, (ve refaknaleke zikrek.) Hazret-i Peygamberi kötülediler “aleyhissalatü vesselam.” Allahü teala buyuruyor ki, sen ne diyorsun? (Ve refaknaleke zikrek.) Senin ismini öyle yücelteceğim ki, semada her an senin ismin dolaşacak. Çünkü 4 dakikada bir namaz vakti değişiyor. Yani dört dakikada bir ezan okunuyor. Ezan da dört dakikadır zaten, bir yerde susarken bir yerde başlar. Ve hazret-i Peygamberin mübarek ismi “aleyhissalatü vesselam” o günden kıyamete kadar kainatın her yerinde Muhammed geçiyor yav, aleyhissalatü vesselam. Ne şeref. Onun için abiler

Musa aleyhisselam, Musa aleyhisselam Allahü tealaya aşıktı. Buna muhib derler. Yani seviyor. Bir insan ya aşıktır ya maşuktur. Yani bir insan bir kıza aşıktır. Tövbe estağfirullah, benzetmek gibi olmasın. Şimdi adam nedir? Aşık. Kız nedir? Maşuk. Yani sevgili. Öyle mi? Biri aşık, biri maşuk. Şimdi Musa aleyhisselam aşık. Kime? Allaha. Ama, ama Allah peygamberimize aşık. Fark burda. Çünkü Habibim diyor. Geçiyor ya çok yerde. Yani Allahü teala Peygamberimize aşık. Sen olmasaydın, sen olmasıydın hiçbir şeyi yaratmayacaktım buyuruyor. Şimdi burdan bir şey çıkıyor arkadaş. Bugün hapishaneler, hastaneler kötü yerlerin hepsi, vay anam vay, sen benim sevgilime laf attın ha. Yan baktın ha. Hadi çek bıçağı. Yav insanoğlu ki insandır, üç paralık bilmem ne, nesi için cinayet işliyor. Allahü teala Habibi için ne yapar adamı? Paramparça eder. Onu paramparça eder. Onun için Allahü teala kendisine yapılan suçları afv ediyor. Ama Habibine olursa duman eder.

O bakımdan, hubb-i fillah, buğz-i fillah bu dinin esası olmuştur. Ne demek o? Ben hazret-i Peygamberi seviyorum. Ben Allahımı seviyorum. İyi. Ama hazret-i Peygambere de küfr edene çok sevişiyorum, onu da çok seviyorum. Ne? Tövbe de bakıyım! Yani elin kafiri benim cenab-ı Peygamberime laf edecek, ben de gitcem onunla, yav iyi misin arkadaşım? Nasıl çoluk çocuk? Hadi yav sende. Tamam. Bu, dünyevi bakımından işbirlikleri geçicidir. İnsan sarayda olsa helaya gidecektir. Evinde helasız ev olur mu? Olmaz bir kere. Evet, ihtiyacımız kadar evet. Ama dostluk felaket. Çünkü cenab-ı Peygambere laf söyleyene sevgi muhabbet gösteren Allahın düşmanlığını kazanır.

Efendim ben Hocamızı çok seviyorum. Mübarek olsun. Ama Hocamızı tenkid eden, ona işte bir laf söyleyen; ne yapayım yav, onu da seviyorum. Ne demek yav? Böyle şey olur mu? O zaman işte iman olmuyor. İman erkek olmak lazım iman sahibi olmak için. Sevdiğimi severim, sevgilimi sevmeyeni sevmem. Ben Hocamı seviyorum. Ama birisi kalkacak, laf edecek. Evet de, işte biraz da onu çok seviyorum. Ne? Allah muhafaza etsin abim. Tövbe estağfirullah, tövbe estağfirullah. Bedir harbinde baba evladıyla, evlad babasıyla harb etti yav. Şakası yok bunun. Bedir harbinde hazret-i Peygamber amcasıyla, hazret-i Abbasla harb etti. Sonra esir alındılar, şu oldu bu oldu. Hubb-i fillah, buğz-i fillah arkadaş dinin temeli diyor kitablar.

Dinin zaten iki temeli var. Bir, müminine bil gayb. Yani ben Allahü teala tarafından indirilmiş olan Kur‟an-ı azimüşşana ve onu bana tebliğ eden cenab-ı Peygambere iman ettim. Yoksa Allahı gördüğüm için, Peygamberi gördüğüm için, bilmem. Yav ben iman ettim arkadaş. Bitti. Allahü teala işte şu kadar sebeble vardır, şu kadar efendim delille. Yav ben bilmem böyle şeyleri. Ben Allaha iman ettim. Kocakarıya demişler ki, İmam-ı azam hazretleri yüz delille Allahü tealanın varlığını, birliğini isbat ediyor. Kadıncağızın cevabı, yüz tane şüphesi mi var demiş. Ben iman ettim, bitti baba. Çünkü Kur‟an-ı kerimin daha başında cenab-ı Hak öyle buyuruyor. (Yümine bil gayb.) Onlar gaybdan bildirilene iman ederler. Şartın biri bu.

Diğeri de Allahımı severim. Allahıma laf edeni sevmem. Peygamberimi severim ama Ona laf edeni haşa. Sevmem. Görüşürüm, konuşurum ayrı mesele. Ama sevgi kalbde olur. Onu Allahdan başka kimse bilmez. Zaten seviyorum deyip de çok sevmeyenler, sevmiyorum deyip gözüküp de çok sevenler olacaktır. Bunu hiç. Onu ahirette, ahirette tasnife tabi tutulduğu zaman müminler o zaman herkes saçının beyaz veya siyah olduğunu görecek. Çünkü görüyoruz ya bazı filmlerde beş ton toprak temizliyorlar, beş gram altın elde etmek için. Cenab-ı Hak da ihlaslı olan, yani samimi olan, yani kendisi için olan ibadetleri ayıracak. Diğerleri diyecek, bunlar senin. Bunlar benimle alakası yok. Sen bana aferin desinler diye yaptın. Seni takdir etsinler diye yaptın. Sana işte imkan versinler diye yaptın. Terfi etmek için yaptın. Neyse ne. Bunlar benim için değil. Bunlar senin için, al götür. Kimin için yaptıysan git ordan ecrini ücretini iste.

Onun için çok güzel bir hikaye vardır. Ahmede çalışıp Mehmedden para bekleme diye. Doğru. Nerden çalışıyorsan git ücretini ordan versinler. Ben Allah için çalıştım. Allah verecektir. İşte biraz da başkası için oldu, ne yapıyım? Git o zaman biraz da başkasından al. Yok öyle hikaye. Onun için dinin temeli ihlasdır. İmam-ı Gazali hazretlerinin ömrüne 20-24 sayfa mı, 30 sayfa mı ne kitab düşmüş ömrüne. Yani doğduğu günden ölümüne kadar. Doğuyor, ölüyor. Her gün için taksim etmişler. Şu kadar sayfa kitab yazmış. Öyle bir alim zat vefat ederken demişler ki talebeleri, efendim son bize bir nasihat verin. Artık aramızdan ayrılıyorsunuz. Genç yaşta hem de. Mübarek üç defa “el-ihlas, el-ihlas, el-ihlas” demiş. Öbür tarafa gitmiş. Yani onun son sözü bu olmuş. Onun için arkadaşlar ihlas demek samimiyet demekdir, ihlas demek kalbden çıkanı ağzın söylemesi demekdir. Burası başka, burası başka. Buna münafıklık derler. Bu erkeklik değildir. Mertlik değildir bu. İdama gidebilirsin ama onurunla git. Haysiyetinle git. Öyle değil mi arkadaş. Ne dalga geçiyorsun? Ne dalavere yapıyorsun? Olmaz öyle şey. Olmaz de!

Cehennem 7 tabaka. Cehennem en üst tabakanın ismi. Sonra geliyor diğerlerinin isimleri. Ve tabi her tabakada yananların ateşi ve harareti ve cezası daha ağır. En sonu var, bir de yedinci tabaka var. Orda iki mim harfli, başında mim harfi olanlar yanacak. Hem de sonsuz. Kim onlar? Mürtedler ve münafıklar. Çok tehlikeli yav. Bilhassa münafıklar. Allah muhafaza etsin. Bir de mürtedler. Bunlar yedinci tabakada ebedi olarak. Münafık, La ilahe illallah Muhammedün Resulullah, yahudiden beter, hıristiyandan beter, putperestten beter, taşperestten beter. Say say say. Nedir münafık? Hakdan gözüküyor, kendisi inanmıyor. Olmaz böyle şey yav. Kur‟an-ı kerimde çok geçiyor. Onun için abiler, Mevlana Celaleddin-i Rumi hazretleri ne buyurmuşlar? Olduğun gibi görün, göründüğün gibi ol. Beğenmiyebilirler ama sen busun. Niye başka türlü gözükmeye, göstermeye uğraşıyorsun? Ne lüzumu var? Çünkü cenab-ı Peygamber buyuruyor ki “aleyhissalatü vesselam” (innallahe la yenzuru ila süverikum ve ila sivadiküm ve lakin yenzuru ila kulubikum ve niyatiküm.) Allahü teala sizin suretinize bakmaz, işinize bakmaz, biçiminize bakmaz. Yaşınıza. Bakmaz da bakmaz. Kalbinize ve niyetinize bakar. Kulumun kalbinde ne var? O biliyor yav. O biliyor. Onun bildiğini Ondan sen saklamayadıktan onra ne lüzum var iki türlü konuşmaya? Şöyle, böyle. Bu kadar. Onun için ihlas içi dışı bir insan demektir. İçi başka, dışı başka oldu mu tehlikeli. Yav n‟oldu biliyormusunuz abiler? Ne zaman böyle bir hayırlı iş yapsam her zaman olmuyor yav, nasib olmuyor. İşte bazen oluyor. Ne zaman bir hayırlı iş yapsam o gece Mübarekleri görüyorum, rüyamda görüyorum. Ve doya doya da ellerini öpüyorum. Enver Abi geçen Cuma dedi ki, Allahü tealanın dini bir yerde anlatılıyorsa herkesin buna iştirak etmesi farzdır. Namaz kılmak gibi, Cuma kılmak gibi farz yav. Bu da üç şekilde olur. Ya bedenen, fiilen iştirak edersin. Mümkün değil, müsait değilsin, malen iştirak edersin. Olabilir. O da imkanı yoksa, dua edersin.

08.12.2006 Frankfurt
İmam-ı Rabbani hazretleri var. Çok mübarek bir zat. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyorlar ki, aşkda merhamet olmaz. Gel de çık işin içinden şimdi. Aşkda acıma olmaz. Gık, bitti. Yer bitirir adamı. Aşk bu be yav. Onun için aşıklar hiçbir zaman acı çekmez. Hatta kitablar diyor ki, eti yenen hayvanlar var ya, eti yenen hayvanlar besmele çekildiği için onlar kesilirken hiç acı duymazmış. Diğerleri duyar. Onun için besmelenin fazileti. Birgün hazret-i Ömer, hazret-i Ömer “radıyallahü anh,” birini vali tayin etmiş, vali. Demiş filan yere seni vali tayin ettim. Efendim Allah razı olsun, emriniz olur. Demiş gel beraber biraz gidelim, sana yol göstereyim. Hem de laf ederiz. Yolda giderken çocuklar oyun oynuyorlarmış, bu tabi vali ya. Hemen gitmiş çocuklara bu tarafa çekilin, bu tarafa çekilin. Çocukları şöyle bir dağıtmış, hazret-i Ömer de bakmış, bakmış. Demiş tamam gel. Ver şu kağıdı demiş, yırtmış atmış. Sen vali olamazsın. Doğru evine. Demiş ya emirel müminin ne hata işledik. “Çocuklara böyle davranan merhametsiz bir valiye benim ihitiyacım yok.” Doğru eve. Bu çocuklar şefkate muhtaç demiş yav, sevgiye muhtaç.

Netice cenab-ı Hakka hamdolsun. Bizi bu camiye sokan Rabbimize hamd olsun, bizi bu camiye sokan imanımıza hamd olsun. İmanımız olmasa burda ne işimiz var. Öyle değil mi? O halde bugün imanı olanlar olmayanlardan çok farklı tarafları vardır. Nedir onlar? Bir tanesi tabi ki, iman etmek 6 şeye. Sonra islamın 5 şartını yerine getirmek. Sonra güzel ahlaklı olmak. Sonra cömert olmak. Sonra say say say sayabildiğin kadar. Bunların hepsi imanın meyvalarıdır. İmanı olanlara Allahü teala nasib etmektedir. İşte Allahü teala Kur‟an-ı azimüşşanda buyuruyor ki, verdiğim nimetlere şükr ederseniz o nimet devam eder ve hatta artar. Eğer verdiğim nimetin şükrünü eda etmezseniz, o nimetin kıymetini bilmezseniz elinizden alırım. Ve size de sonra çok acı azab yaparım. Bir müminin dünyada, dünyada en kıymetli varlığı imanıdır. O halde en büyük şükür iman için yapılmalıdır. Öyle ya. Eğer biz layıkıyle o imanımızın şükrünü eda etmezsek Allahü teala sure-i İbrahimde kesin ve kat‟i olarak buyuruyor ki, verdiğim nimeti geri alırım. Niye? Bilemediniz çünkü kıymetini. Allahü teala tahsis olarak, münhasıran imanı kendi elinde tutmuştur. Yani hiç kimseye bu yetkiyi vermemiştir, Peygamberler dahil. Hiçbir peygamber kendisi resen kimseyi müslüman yapamaz. Çünkü o yetki Allaha mahsusdur. Peki Peygamberler, evliyalar, mürşidler, hocalar ne yapar? Tebliğ eder. Anlatır, her şeyi söyler. Ama o kalbin açılması veya kapalı kalması Allahü tealanın elindedir. Onun iradesindedir. Düşünün ki Allahü teala bizim kalblerimize bu imanı nasib etmiş. Bu bir ihsan-ı ilahi değil midir? Adalet, adalet islamı duyurmaktır. Bugün islamı duymayan kimseyi cenab-ı Hak Cehenneme atmıyor. Duyduktan sonra niçin merak edip de incelemedi diye, niçin araştırmadı diye Cehheneme atıyor. İnanıyorsa. İşte mübarek Hocamız bir sohbetlerinde buyuruyorlar ki, asıl laf döndü dolaştı şimdi buraya geldi.

Mübarekler buyuruyorlar ki, peki Allahü tealanın çok aziz kıldığı, çok çok çok büyük nimet olarak bize ihsan ettiği iman nimetinin şükrü nasıl yapılır ki elimizden gitmesin. Sual bu. Ve Mübarekler buyuruyorlar ki bunun da cevabını Allahü teala Kur‟an-ı kerimde kendisi veriyor. Kur‟an-ı kerimde Kad semia suresi var efendim buyuruyorlar. Kad semia suresi var. O Kad semia suresinin son ayet-i kerimesinde cenab-ı Hak buyuruyor ki, (bu verdiğim iman nimetinin şükrünü ancak birbirinizi sevmekle devam ettirebilirsiniz.) Eğer birbirinize buğz ederseniz, birbirinize gıybet ederseniz, birbirinize düşman olursanız, mümin olduğunuz halde eğer birbirinizi sevmezseniz anladım ki, anlarım ki siz verdiğim imanın kıymetini bilmiyorsunuz. Alırım elinizden. Allah korusun abiler. En büyük tehlike burda. Onun için abim bir mümin geldiği zaman ceketini ilikle, ya Rabbi dersin felakete düşmekten korkarım sevsem de sevmesem de. Çünkü adam namaz kılıyor. Adamın imanı var, başımın üstünde yeri var. Çünkü müslüman. Ve bu o müslümana olan muhabbet, saygı ve hürmet şahsına oldun, olmaz. O şahsı. Ama Allah için elbette. Çünkü benim görevim anneme muhabbetim sonsuz ama Allah öyle istediği için. Yoksa onu canımdan çok sevdiğim için değil. O ayrı, bu ayrı. Kuş da annesini böyle seviyor, yahut da annesi kuşu seviyor. Yahut da bilmem yorginin annesi çocuğuna düşkün, çocuk da annesine çok düşkün. Biz her hâl ve harekette, yemekde, içmekde, çalışmakda, uyumakda, gezmekde ne olursa olsun Rabbimizi düşünmek zorundayız. Hazret-i Peygamber buyuruyor ki “aleyhissalatü vesselam” Eshab-ı kiramdan bir zata, bütün dünya birleşse diyor, eğer Rabbim diyor sana bir kötülük murad etmemişse kimse sana bir şey yapamaz. Eğer diyor sana bir fenalık yapılacaksa, bütün dünya buna engel olmaya çalışsa o fenalık sana gelecektir. O halde sen Allaha gönül bağla.

Bizim imanımızın altıncı şartı, hayrihi ve şerrihi min Allah “celle celalahü.” Hayr da Allahdan, şer de Allahdan. Hayr da Allahdan, şer de Allahdan. Biz gene Kur‟an-ı kerimde cenab-ı Hak mealen buyuruyor, siz çok şeyi istersiniz ve onun için de çok uğraşırsınız. Fakat bir türlü olmaz. Yav dersin ne kadar uğraştık be yav. Olmadı. Biraz daha. Olmadı. Ve bundan da çok üzülürsünüz. Halbuki bilmezsiniz ki o sizin için hayırlıdır. Siz bazı şeyleri çok elde ettiğiniz için çok sevinirsiniz. Uçarsınız. Her duam kabul oluyor. Her isteğim yerine geliyor. Bilmezsiniz ki o sizin için bir felakettir. Onun için birgün bizim hanım Mübareklere sordu. Mübarekler buyurdular ki kahvaltıda, Fatihde, Allahü teala müminlerin, Ehl-i sünnet itikadında olanların, haram konuşmayan, haram yemeyenlerin, ibadet edenlerin saydılar, dualarını kabul eder. Ve Allahü teala onlara dua etmeyi nasib eder. Bir şey vermek istemesinden. Böyle Allaha yalvaran, Allaha dua edenlerin imanı vardır. İmanlarının alametidir. Bizim abla dedi ki, bir dakika dedi. Bugün Eyyüb Sultan hazretlerinin türbesine giden ne sanatçılar var. Kimler var. Onlar da dua ediyorlar, onların da bir çoklarının duaları kabul oluyor. Hatta papazlara gidiyorlar, bilmem ne yapıyorlar. Bir çoklarının duaları kabul oluyor. Hani dedi Ehl-i sünnet itikadında olmak lazım? Haram yememek lazım, imanlı olmak lazım. Bu şartları olanın ancak duası kabul olur. Ötekilerin kabul olmaz gibi anlaşılıyor. Ama kabul oluyor onlarınki de. Çok da söylüyorlar işte Allahdan istediğim oluyor, oldu. İstanbulda böyle birisiyle karşıaştım. Yav Enver Bey şaşarım dedi. Ne istersem Allah veriyor dedi. Hey Allah. Mübarekler bunun cevabını kaç sene evvel sofrada vermişlerdi. Mübarekler buyurdular ki cevab olarak, doğru kızım buyurdular. Doğru. Onların duasının kabul olması şu manaya gelir. Şeker hastasının çok baklava yemesine benzer. Şeker hastası baklava yedi mi zokayı yedi. Nalları dikti. Buyurdular ki o dua, o dua insan vücuduna girdiği zaman şekil değiştirir buyurdular. Bunun felaketine sebeb olur. Aynı baklavanın insan vücudunda zehirleşmesi gibidir. Şimdi ateşin rengine aşık olan, ateşin rengine hayran olan hiç kendini ateşin ne olduğunu bilmeyen birisi, bir çocuk veya bir âmâ eline ateşe soksa bu iyiye alamet midir? Nihayet babası der ki yahut da annesi, çek elini ordan, orası tehlikeli yer. Orası ateş, adamı yakar. İşte cenab-ı Hak da biz her şeye saldırdığımız halde çek elini ordan diyecek, o senin için iyi değil. Biz de diyoruz, yav niye olmuyor benim dediğim. Halbuki bilmez ki o senin için iyidir. Çünkü Mübarekler buyurdular ki, iyilik, kötülük nedir efendim buyurdular. İyilik öldükten sonra karşımıza iyi olarak çıkandır. Kötülük öldükten sonra başımıza bela olandır. O halde dünya yok ki efendim buyurdular. Dünya bir hayal. Bu hayal olan dünyada başarı ne demekdir? Bu dünyada hayal olan dünyada iyilik ne demekdir? Kötülük? Bunların hepsi boş şeylerdir. Öldükten sonra hayat başlayacaktır. Onun için derler ki yola çıkmadan evvel, önce refik sümme tarik. Yani önce arkadaşını seç, sonra yola çık. Önce refik. Onun için yol arkadaşını iyi seçmeyen ki bu eş de dahil, iş de dahil, herşey dahil, hayatı zehir olur gider. Onun için yolun başındayken yanlış karar vermemeli. Temiz karar vermeli.

Bir Server baba diye bir zat varmış. Padişah ama bu osmanlı padişahları değil, Türkistandaki her o kumanda padişah diyorlar o zaman. Padişahın bir tanesi o Server babayı çağırmış. Yanında yardımcısı. Al demiş sana bir kese altın. Te uzakta bir tekke var demiş. Git bakalım şu tekkede bir müddet kal da ne yapıyorlar bunlar? Ne iş yapıyorlar bana bir rapor getir. Emrin olur padişahım diyorlar. Server baba gitmiş dergaha. Gelen yok, giden yok, haber yok. Server baba güya polis olarak gidiyor oraya, bilmem müfettiş olarak gidiyor. 7 sene çıkamıyor ordan. Olmuş tam derviş. Hocası demiş ki tamam demiş, Server baba senin işin tamam. Daha bizden senin alacak birşeyin kalmadı. Bu malı götürdün sen, al nereye gidersen git. Yav demiş benim padişaha gitmem lazım. Şimdi ona ben rapor vereceğim. Padişaha gelmiş. Padişah demiş yav nerdesin demiş tam 7 senedir. Ne biçim rapor demiş. Efendim rapor çok iyi. Anlat bakalım. Demiş ki bu padişahlığı bırak. Ne? Yav bu padişahlığı, bu sahtekarlık bu demiş. Şu etrafındaki adamları da kov gitsin demiş. Yav sen demiş aklını mı oynattın? Yok demiş aklım yerinde. Daha evvel aklımı oynatmıştım, şimdi aklımı yeni yeni, yeni buldum. Niye demiş. Efendim demiş senin burada bulunduğun yer o kadar ahirette başına iş açacak ki perişan olacaksın. Ama hakiki sultan olmak istiyorsan, hakiki ama gerçekten gel demiş o dergaha gidelim, beraber. Gir içeriye, zaten çıkamazsın demiş. Orası öyle bir cazibeli yer. Ordaki insanlar dost insanlar demiş, yalan söylemiyorlar. Hilekarlık yapmıyorlar, adamın yüzüne karşı gülüp de arkasından laf etmiyorlar. Burdakilerin hepsi sahtekar demiş yav. Bırak şu saltanatı, gidelim oraya. Yav sen demiş deli misin? Cellatlar. Abi otuz tane cellat. Vurun kellesini. Valla demiş son sözümü gene söylüyorum. Bırak burasını demiş. Tak. Adamın kellesi gitmiş. Peki demiş rapor ne? Rapor demiş dilimin altında. Çıkar onu. Sen layık ol ki söyleyim demiş, gel buraya. Orda söyleyim sana. Demiş vurun. Neyse. Adamı şehid etmişler. Dilinin altına bakmışlar. Ser verir sır vermez Server baba, eyvah kelle de gitti sır da gitti bu arada. Ve söylememiş. Söylemiş de söylememiş. Anlamışlar. Halbuki gerçeği söylemiş. Şimdi netice şu. Bu bir menkıbe ama bir gerçek var. Ya suyun içine dalarsın, boğulur gidersin. Yahut da suyun üstünden, köprüden geçer gidersin. Allahü teala bize köprü yaratmış, bu köprüden geçin karşıya diyor. Ben köprüden gitmim arkadaş. Ben ne yaparam? Ben dalarım içine. Dal o zaman. Çıkarsın öbür tarafa. İşte bu dünya, üstünden geçilecek bir köprüdür. Yoksa içi çok tehlikelidir. Biraz biraz biraz ayağını batırırsın derler ki biraz daha. Yav dersin bu kadar yeter. Hayır biraz daha. Çünkü hiç kimse, hiç kimse bu bana yeter demez. Herkes der ki yav biraz daha. Yav işte bu bana yeter desen. Hayır. Ne kazanırsa kazansın biraz daha fazlasını ister. Bu cenab-ı Hak bildiriyor Kur‟an-ı azimüşşanda. Çünkü diyor ben insanın nefsini, yani insanı o şekilde yarattım ki doymaz diyor. Buna da bir misal veriyor Allahü teala Kur‟an-ı azimüşşanda. Helua diye bir mahluk vardır diyor Allahü teala. İsmi helüa. Allahü azimüşşan böyle bir hayvan yaratmış ki, ne yese doymaz. Kaya yer, taş yer, ağaç yer. Yer yer doymaz. Nitekim Allahü teala insanlarda bir doyma bezi yaratmıştır. Bir hormon yaratmıştır. Eğer o hormon çalışmasa adam açlıkdan ölür. Yedikçe acıkır, yedikçe acıkır ve patlar, ölür gider. Allahdan ki cenab-ı Hak böyle bir hormon yaratmış insan vücudunda, o doyma alameti veriyor. Yeter bu kadar diyor, kalkıyorsun. Hatta hazret-i Peygamber buyuruyor ki “sallallahü aleyhi ve sellem,” (sofradan doymadan kalkın.) Karnınızı şişirmeyin. Çünkü fazla yemek bir felaket, bir tehlikedir.