Cuma Sohbetleri

BİR İNSANIN ÖLENE KADAR AYRILMADIĞI 3 ARKADAŞI OLUR

27.06.2009
Hazret-i İmam-ı Hüseyin‟e “radıyallahü anh” bir cariyesi bir gül getirmiş. Almış, seni azad ettim demiş. Enes bin Malik “radıyallahü anh” yanında demiş ki efendim, bir gül bir dirhem. Bu cariye en az bin dirhem. Siz bir gül için nasıl bin dirhem değerindeki bir cariyeyi azad ediyorsunuz? Cenab-ı Allah öyle buyuruyor Kur‟an-ı kerim‟de demiş. Allah Allah! Enes bin Malik soruyor; ne buyuruyor? Allahü teala buyuruyor ki, (eğer size birisi bir selam verirse, size bir iyilik yaparsa siz ona fazlasını verin, fazlasıyla yapın.) Mesela derse ki esselamü aleyküm, siz deyin ki ve aleyküm selam ve rahmetullah ve berekatühü. Onun için böyle yaptım. Şimdi birader ben kendimi satsam bunların karşılığını veremem. Ama İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyorlar ki şeyh Ferid hazretlerine; sizin yaptığınız bu ihsanlara karşı benim buna cevap vermem, karşılamam mümkün değil. Fakat diyor iki şey yapabilirim. Birisi dualarımın kabul olacağını tahmin ettiğim, ümid ettiğim zamanlarda size dua ederim. İkinci olarak da; va‟az-ı nasihatdır diyor, size birkaç şey yazabilirim. Veyahut da birkaç şey söyleyebilirim. Ama İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyorlar. Papağan da ezberliyor, papağan da aynen söylemeye çalışıyor. Bu koskoca mübarek İmam-ı Rabbani hazretleri, (men tutiem) buyuruyor. Ben papağanım ezeli üstad ne söylerse onu söylerim. Çektiklerimiz kuşlardan, papağandan değil. O kendi kendine ötmeye başladı mı işte felaket başlıyor demektir. Allah muhafaza etsin.

Buyuruyor ki efendim, çok mühim bu. Bütün nasihatlerin özü, bütün va‟azların en kıymetlisi, en iyisi en güzeli, bütün nasihatların özü, bütün va‟azların en güzeli, en iyisi Allah adamlarıyla beraber olmaktır. Çünkü sen kimsin demezler, kimle berabersin. Hep derler ki, hangi takımda oynuyorsun? Kimlerdensin.

Din demek arkadaş demekdir. Ve insanın üç arkadaşı var, ayrılamayacağı, ayrılamadığı.
Bir; şeytan. İçinde. Dediler ki cenab-ı Peygamber‟e "aleyhissalatü vesselam" Ya Resulallah! Sizin içinizde var mı şeytan? Vallahi var buyurmuş. Vesvese verir. Ama benim şeytanıma Allahü teala kudretiyle iman nasib etti. Benim şeytanım kelime-i şehadet söyledi. Bana ters değil. Ama sizinki öyle değil. Çünkü kapalı olarak ailesiyle gidiyordu. Döndü Eshab-ı kirama dedi ki, bu benim hanımım. Dediler, tövbe estağfirullah ya Resulallah. Biz senden şüphe mi edeceğiz. Şüphe etmeniz etmemeniz beni ilgilendirmez ama kanınızda dolaşan bir şeytan var. Birinizin kalbine bir vesvese verebilir, felakete gidersiniz. Onun için diyor bu benim ailem. Dinimizde şüphe altında kalacak şeylerden kaçının buyuruyor. Bak cenab-ı Peygamber bile aleni söylüyor. Bu benim hanımım diyor. İnsan bu. Çiğ süt emmiş derler ya.

İkinci arkadaş nefis. Ölünceye kadar seninle beraber. Seni bir dakika bırakmaz. Peki nedir nefsin şeysi? Servet ve şöhret. Nefis demek, servet ve şöhret. Yani para için on kişiyi keser. Şöhret için en yakınını öldürür. Geçenlerde Amerika‟da olan bir olayı film haline getirmişler. Meşhur bir polis şefini bir başka polis şefi öldürüyor. Onun oğlu da and ediyor, kast ediyor, yemin ediyor babamın katilini bulacağım diye. Fakat bilen yok. Mahkeme kapanıyor, faili meçhul. Fakat bir polis şefi, işte bu katil, hiç çaktırmadan bunu yanına alıyor, okutuyor. Bu benim arkadaşımdı diyor, çok seviyordum kendisini diyor, yetiştiriyor, onu da polis yapıyor. Çok büyük iyilikler yapıyor. Fakat birisi ölürken bir isim veriyor. Neyse uzun hikaye. Bu adam olduğu çıkıyor. Peki diyor çocuk, babamı öldürdün, beni niye yanına aldın. Gözümün önünde ol diye. Sen öğrenirsen başıma iş açmayasın, seni bekliyorum diyor yani bir şey yaparsan öldürürüm seni. Peki diyor, babamı niye öldürdün? Siyasette merhamet olmaz. Onun önüne geçmek için. O benim önümde engeldi diyor, benim diyor terfi etmem için onun ölmesi lazımdı. Siyasette acıma olmaz diyor. Allah muhafaza etsin ya Rabbi.
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyorlar ki, aşkta acıma olmaz, çünkü cenab-ı Hak sevdiklerini üzer. Bu da diyor ki, şöhrette, meşhur olmakta merhamet olmaz. Bütün siyasilerin gıdası gıybet, iftira, dedikodu. Söyleyecek ki öne geçsin. Tövbe. Vallahi tövbe.

Üçüncüsü de eşi, akrabası, dostu, mesleği, parası, pulu. Aklına ne gelirse, görüştüğü, işi her şey. Yani fiilen gördükleri. İşte bu fiilen gördükleri ötekilerden bin kat daha mühim. Çünkü onu görmüyorsun. Biliyorsun, inanıyorsun doğrudur. Ama bununla konuşuyorsun. İş yapıyorsun. İşte bunların size vereceği zarar hepsinden daha fazla olur. Bu neşriyat olabilir. Yani insanlar dünyada ya nefslerinin hatırı için yaşar, ya Allahü teala‟nın hatırı için yaşar. Nefsinin rızası için yaşayanlar ile Allahü tealanın rızası için yaşayanlar net olarak ayrılacaklar. Musa “aleyhisselam”; firavn kıptiydi, yani çingeneydi. Taraftarları da çingeneydi. Birgün bu kıptilerden bir tanesi Benî İsrailden birini fena halde haşlarken bu da gitti bir yumruk vurdu, adam ölüyor birader. Adam öldü. Bir vurmuş adam gitmiş. Aman dediler Musa “aleyhisselam”a o Benî İsrail. Bu da firavnın adamı, akrabası, hem de kıpti. Derhal kaç. Neden diyor. Yani ne sorgu ne sual hemen öldürürler. Gitti arkadaş, yürü arkadaş, gece yürü gündüz yürü, geldi geldi geldi tâ Medyen‟e. Şuayb “aleyhisselamın bulunduğu yere. Bu da Ürdün‟de bir yer. Biz gittik, Şuayb aleyhisselamın kabrini ziyarete ettik. Hep o ovalar vardı. Musa “aleyhisselam” orda on sene çobanlık yaptı. Derken bir gün, tabi o kadar yol yordam. Aç. Ölüyor açlıkdan. Ne bulsa yer ama bitti. Açtı ellerini; ya Rabbi vallahi çok açım. Benim burda kimsem yok. Ben garibim. Tanıyan yok bilen yok, eden yok. Rabbim senden yardım diliyorum dedi. Baktı ki, herkes o kuyunun suyundan koyunlarını suluyor. Ama iki genç kız da öyle, kenarda mahzun mahzun bekliyorlar sıra gelsin diye. Bu da çekil aradan dedi, o çobanların hepsini bir itti. Gel bacılar dedi, arkasını döndü. Buyrun, doldurun sularınızı. Bunlar da gayet rahat bir şekilde aldılar suları gittiler. Dedi çobanlara devam edin dedi. Fakat bunun gölgesinden korkuyor millet. Derken biraz sonra kızın biri geldi. Dedi ki, babam sizi istiyor dedi. Niçin dedi. O da önüne baktı, öbür tarafa bakdı. Dedi, bize yaptığınız iyiliğin karşılığını dedi, ücretini vermek istiyor dedi. Allah Allah. Tamam. Ben önden yürüyeceğim siz arkadan tarif edin dedi. Ben önden yürüyeceğim, siz bana arkadan ne tarafa gideceğimi söyleyin dedi. Yani onun arkasından gitmiyor. İşte sağa dön, ileri git biraz da sola, biraz daha ileriye. Derken eve getiriyor. Eve giriyor. Selamün aleyküm. Aleyküm selam. Mükellef bir sofra. Şuayb “aleyhisselam” baş köşede. Delikanlı diyor buyur sofraya. Oturmam diyor. Aç değil misin? Çok açım diyor. Peki sofraya niye oturmuyorsun? Bakın diyor, ben Rabbimin rızası için kızlarına yardım ettim. Bana, değil sofra bütün kainatı altınla doldursan zerresini almam diyor. Rabbimin rızasını paraya değiştirmem diyor. Şuayb “aleyhisselam” donup kalıyor. Ya Rabbi bu nasıl genç böyle? Vaz geç ondan diyor, ben Peygamberim. Peygamberin adeti misafire ikram etmektir. Misafire ikram niyetiyle sana veriyorum, ücret olarak değil. Allahü ekber, bismillah diyor hemen, buyrun. Sofra bitti.

Bakıyor ki delikanlı arslan mı arslan. Diyor, burda ne işin var senin diyor. Ben firariyim diyor. Niye? Adam öldürdüm diyor. O, yalan yok. Bir adam öldürdüm, kaçtım diyor firar ettim. Burda nerde? Hiç bir yerim yok. Allah Allah. İş? İş de yok. İyi. Koyunlarım var. Çobanlık yapar mısın? Emrin olur diyor. Başlıyor çobanlığa. Şimdi iki tane kız var. Biri diyor ki babasına, baba diyor yani sen bilirsin ama yani birimizi ver bari. Neyse kızın birini veriyor. Evleniyorlar. On sene doluyor. Diyor ki, artık ben memleketime gidebilir miyim diyor. Tabi gidebilirsin diyor. Hanımı da alıyor; bundan sonrasını Mübareklerin anlattığı gibi anlatacağım.

Musa “aleyhisselam”ın bu çektiğini buyurdular, Peygamberimiz hariç kimse çekmemiştir. Böyle imtihan Allah kimsenin başına vermesin. Bak şimdi; hanım hamile. Gece karanlık. Etraf buz, soğuk. Sancı var, doğum yapmak üzere. Bir bez yok. Felaket bir soğuk var ve de bir çalı çırpı, yakacak bir ateş yok. Etrafta kurt sesleri çok. İkisi yalnız, başka kimse de yok. Efendim buyurdular düşünün ne büyük sıkıntı, ne büyük sıkıntı. Bir de bakıyor ki karşıda bir alev var bir ateş. Musa “aleyhisselam” diyor ki hanımına ben diyor ne yapayım, mecburum diyor. Beş dakika otur şurada bekle! Şu ateşi alıp geleyim. Ateş almaya gidiyor. Allahü ekber! Allahü ekber! Bir ses; cenab-ı Hak. Nalınları çıkar! Çıkarıyor. Ben Allahım diyor “celle celalühü”. Elindeki asayı bırak diyor. Bu bırakıyor, muazzam bir yılan oluyor abim, dehşet. Korkuyor. Korkma diyor. Peygamberler korkmaz. Ben seni korurum diyor. Elini sağ göğsüne koy! Çıkar, bir tut. Bin projektör hiç kalır. Öyle bir aydınlık veriyor. Sen peygambersin bunun üzerine git, firavunu müslüman et. Dedi ya Rabbi! Benim lisanım. Çünkü çocukken, küçükken bütün çocukları firavun öldürüyordu. Bu da sepetin içersinde gelince firavun dedi bunu da öldürelim. Dediler bu çocuk konuşmasını da bilmiyor. Bunun aklı da yok yerinde diyor hanımı, Asiye validemiz. Ve tuttu Musa “aleyhisselam”ın ağzına ateş koydu. Dili söylemesin diye. Yav Allah Allah. Nerden başlıyor imtihan görüyor musun abim. Dolayısıyla biraz kekeme gibi yani. Dedi ya Rabbi ben konuşuyorum. Ama kardeşim Harun benden daha iyi lisanı, onun konuşma tarzı. Onu da bari yanıma ver de veli olarak da beraber yapılım bu işi. Cenab-ı Hak onu da kabul etti. Ve peygamberlik görevi o gün başlıyor. O sancılar, o doğumlar, her şey başlıyor. Ölünceye kadar çekti. En sonunda Musa “aleyhisselam” açtı ellerini; Ya Rabbi dedi. Ben bunlara hep iyilikten bahsediyorum. Cennetten bahsediyorum, Cehennemden bahsediyorum. Benim bunlara zerre kadar bir kötülüğüm yok. Bunlar beni öldürmeye geliyor, bana hakaret ediyorlar, küfr ediyorlar, her türlü eziyet ve sıkıntıyı bana veriyorlar. Benim suçum ne dedi. Allahü teala buyurdu ki: Allah Allah! onları ben yarattım, ben besliyorum, ben yetiştiriyorum, ben hayat veriyorum. Her gün bana küfrediyorlar. Ben bir şey yapıyor muyum? Kendi işine bak.

Netice. Allah! Hiçbir dert, bela, üzüntü, keder olmazsa hizmet olmaz. Bunlar nefsin belini kırar. Ondan sonra o büyük nimetler başlar. Mesela Yusuf “aleyhisselam” o zindandayken rüya tabir etti. Dedi ki birine sen kurtulacaksın, sen idam edileceksin dedi. O kurtulacaksın dediği kişiye dedi ki, beni unutmuşlar galiba burada dedi. Yani bu dedi nazıra söyleyin birisi burda unutuldu galiba deyin. Vay! Cenab-ı Hakkın gücüne gitti. Ben burda varken sen hâlâ nazırdan medet bekliyorsun. İlave ceza, yedi sene yedi ay yedi gün. İlave, hem de o zindanda. Onun için abiler her şeye eyvallah ama şirk, Allah korusun. Allah var şeriki yok. Fakat o çileden sonra peygamber oldu.

Müminler ölürken buyurdu Mübarekler, hiç acı çekmez. Bunu Peygamber efendimiz buyurmuşlar, müminler ölürken hiç acı çekmez diye. Dediler ki, ya Resulallah! Sizin tüm anlattıklarınız Kur‟an-ı Kerim‟de bir yere dayanıyor, bir şeye istinad ediyor. Bunu nerden? Hangi ayet-i kerimeden çıkardınız? Buyurdu ki mübarek, Yusuf “aleyhisselam”ı gören kadınlar turunç yerine parmaklarını kestiler. Acıyı hiç hissetmediler buyurdu.

Hani Mübarekler buyuruyorlar ya, Efendi hazretleri beni ismen çağırdı yukarıya diye. Küçük Efendi bizim evimiz yukarıda ne zaman istersen arada bir gel buyurmuşlar. Ben seni çok sevdim. Efendim buyurdular, 30 sene 40 sene çalışıyorlar uğraşıyorlar ben seni çok sevdim cümlesini ağızlarına almak o büyük zatların. Çünkü onlar bir sevdi mi, hocası seviyor hocasının hocası seviyor. Ta cenab-ı Hakka kadar gidiyor. En kolay iş. Onların bir duasını, bir sevgisini kazanmak. Bu fakirle bu garip ne ki o şekilde oldu. Onlar görmüşler ben görmedim.

Hadis-i şerif söylediler Mübarekler. Bismillah. Buyurdular ki; (itteku ferasetü mümin yenzuru bi nurillah.) Siz müminin kalb gözünden çekinin. Bu gözden değil ha. Onlar Allahın verdiği bir nurla kalbi görürler. Kulağı burnu değil. O kalbde bir ışık görürler, o onlara yeter. Şimdi bir rahip giymiş papaz elbisesini zünnarı da bağlamış. Üstüne de bir cübbe, başına bir sarık, külah. Kocaman tesbih elinde. Geliyor Cüneyd-i Bağdadi hazretlerinin efendim dergahına. O da mübarek, sohbet yapıyormuş. Oturmuş yerine gayet güzel. Sarık sakal hepsinde var. Yani müslümanında da var hıristiyanında da var, papazda da var. Dolayısıyla sakal sünneti, ibadet sünneti değildir. Âdet sünnetidir. Âdetlerde peygambere uymak şart değildir. Bunun bilhassa üzerinde duruyorum. Adetlerde uyarsın, çok iyi ama uyulmazsa günah değildir. Kastroda da var bilmem Fidede de var. Yani bu ibadet değildir. İki türlü sünnet var; bir ibadet sünneti var, bir de âdet sünneti var. Mesela buyurdular ki, Efendi hazretlerine çay koyardık. Efendi hazretleri bir şeker isterdi, biraz açık. Ziya bey üç şeker isterdi. Ben de iki şeker koyardım. Bu âdet efendim buyurdular. Yani âdette benzemek şart değil buyurdular.

Cüneyd-i Bağdadiye geliyor, diyor ki; ya Efendi hazretleri bir sual sorabilir miyim acaba zat-ı alinize? Yani tam arapça da biliyorlar ya. Orada da arapça meşhur zaten. Mübarek buyurdu ki, buyurun. Cenab-ı Peygamber "aleyhissalatü vesselam" hazretlerimiz aynı papaz bu yav, buyurmuşlardır ki, (itteku ferasetün mümin yenzuru bi nurillah.) Müminlerin kalb gözünden, basiret gözünden sakının. Onlar Allahın verdiği bir nurla görür. Ne manaya geliyor? Nasıl anlaşılır bu? Ne demek bu diyor. Mübarek diyor, bunun manası diyor, senin şu cübbenin altındaki zünnarın, şu cübbenin altındaki papaz elbisesinin varlığını görmek ve senin bir rahip olduğunu anlamaktır diyor. Neuzübillah neuzübillah. Diyor yatırın şunu yere. Soyun şunu. Haç mıdır, sallanıyor. Zünnar, kahverengi papaz elbisesi. Aynı. Renk menk gitmiş bunlar beni öldürecekler diye. Diyor ki, ne anladın? Vallahi diyor billahi tıllahi doğru sözlü bir Peygambermiş, ben diyor müslüman olacağım. Orda alıyor boynundan çıkarıyor putu kırıyor. Ayaklarının altına alıyor. Kelime-i şehadet getir. Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resulüh. Dedi ki talebelerine, kardeşiniz putu kırdı. Hadi siz de putlarınızı kırın. Abi zor vallahi yav. Kalbim duracak. Hadi siz de putlarınızı kırın. Tabi ses yok, mübarek zata itiraz yok. Bekliyorlar, buyuruyor; kalbinizde Allahdan başka ne varsa söküp atın. Bütün vücudun organları bize ait ama kalb Allaha mahsusdur. Oraya koyduğunuz her şey habis olmuştur. Her nesne Allahü tealaya karşı saygısızlıktır, edebsizliktir. Allahdan başka peşinden koştuğunuz her şey sizin de putlarınızdır. Kırın, atın. Yalnız orda Allah sevgisi kalsın. Allahü tealaya itaat kalsın. İşte müslümanlık bu.

Onu Mevlana Celaleddin-i Rumi hazretleri Mesnevide anlatıyor. Çok samimi iki arkadaş varmış. Bir gün bunların aralarında bir şeyler olmuş bir zamanlar. Biri çekmiş kılıcı sonra pişman olmuş. Onu da çok seviyormuş. Kalkmış gelmiş arkadaşının evine. Kapıyı çalmış. Tak tak tak tak. Kimsin demiş. Şak kapıyı kapatmış yüzüne. Git demiş, bu evde sana yer yok demiş. Abi zor vallahi, adamın yüzüne. Çok seviyor. Allah muhafaza etsin Allah Allah! Eve gitmiş abim ağla, dua et, ağla dua et. Ağla, yalvar yalvar ya Rabbi! Mutlaka benim bir suçum var. Burda benim bir hatam var. Bu arkadaş bana bunu yapmaz ama ne kusurum var bilemiyorum ya Rabbi! Bir kusurum var. Yalvarıyor cenab-ı Hakka. Cenab-ı Hak da bildiriyor kendisine. Hah! Şimdi diyor anladım. Gidiyor gene kapıya. Kim o diyor. ben diyor. Buyrun içeriye. Bu odada iki kişiye yer yok. Ya sen ya ben. Hem sen hem ben olmaz. Çünkü Allah tektir, tekliği sever. Kâ‟be tek, Peygamber tek, hoca tek. Yani her şey bir olmak zorunda diyor. Bu kalbde iki şeye yer yok diyor. Eğer ben varsam sen olamazsın. Bir kalbde iki sevgi olmaz. o zaman tehlikeli yola girer iş. Yemez. Allah bir. Geri kalanı boş ver.

Mübarekler Buyuruyorlar ki, bismillah; (Allahü cemilün yuhibbü cemal.) Allah güzeldir, her güzel yapılan şeyi sever. Yamuk, çarpuk çurpuk oldu mu sevmiyor. Mübarek İbrahim “radıyallahü anh” 18 aylıkken vefat etti. Oğlu. Eshab-ı kiram iki zat indi kabr-i şerife. Kerpiçleri koydular ve kabirden çıktılar. Artık mevta girecek. Mübarek buyurdu ki, "aleyhissalatü vesselam" durun! Kendisi indi bu sefer. İki tane kerpiçi söktü. Çünkü yamuk koymuşlar. Söktü onları düzgün hale getirdi. Tekrar yerine koydu, sıvazladı, yukarı çıktı. Buyurdu ki, bu kerpiçlerin eğri olması düzgün olması mevtaya bir faydası veya zararı yok. Ama bana zararı var. Ve şu hadis-i şerifi buyuruyorlar; (yaptığınız işten içiniz rahat değilse bilin ki birisi üzülecektir.) Bir daha söyleyeyim; yaptığınız işten içiniz mutmain değil. Rahat değilsiniz yani. Ama bilin ki biri üzülecektir. Ben üzüldüm buyuruyor. İşini sağlam ve düzgün yapanları Allah sever. Onun için abiler, hayatımız emanet yav, bırak sen şimdi işi güç emanet, hayatımız emanet. Onun için arkadaşlar, insan maddeyle doymaz.

Mübarekler buyurdular ki, insanın nefsi helua cinsinden bir mahluktur. Bunu cenab-ı Hak misal olarak Ku'ran-ı Kerim‟de bildiriyor. helua. Helua, efendim buyurdular, doyma hissi olmayan bir hayvan. Taş yer, kaya yer, ev yer ne bulursa yer, doymaz. Sonra çatlar ölür tabi. İşte nefis helua cinsindendir, ne verseniz doymaz. Ne ister? Daha fazlasını. Onun o isteklerini tek şey kırar. O da büyüklerin sevgisi. Çünkü onların yapısı tam bunun zıddı. Onlar vere vere, yani vermek suretiyle. Hayatlarını veriyorlar her şeylerini veriyorlar. Ondan sonra sevgi yumağı oluyorlar. Zıt olduğu için, ancak bu onu götürebilir. Başka türlü, ibadet, oruç hepsi, tamam kabul, sevap ama bu isteği geri götüremez. O ayrı bir otoban yani onun panzehiri o değil. Onun için arkadaş biraz evvel söyledim. Bütün nasihatlerin, bütün vaazların özü ve kıymeti böyle bir Allah adamına gönül bağlamak. Onun eserleriyle, onun talebeleriyle neyse neyse neyse meşgul olmak, Sırf kalbden o bağı, o bağlantıyı koparmak için. Koparamazsın. Neden? Başka ilacı yok çünkü. Cenab-ı Peygamberi gören "aleyhissalatü vesselam" Eshab-ı kiram anında ilm-i ledün sultanı olurdu. İlm-i ledün ne biliyor musun? Molla Fenari hazretleri var Bursa‟da. Efendi hazretleri buyurmuşlar ki, ilm-i ledünin birinci basamağındaydı Molla Fenari. Bütün deryalardaki suların damlalarının sayısını bilirdi. Okyanuslardaki suların kaç damla ettiğini bilirdi. Çünkü hesap kitap ilmi değil o. O, başka bir ilim. Hazret-i Ali “radıyallahü anh” ayağını buraya koyuyor üzengiye, ayağını öbür tarafa koyuncaya kadar bir hatim indiriyor. Hangi zamana sığır bu? Nereye sığır bu? Mümkün değil. Bir rekatta bir hatim, iki rekatte iki hatim. Bir Yasin okuyamazsın on dakikadan evvel. Onun için abiler bu din inanmak dinidir. Akıl mantık buluncaya kadar. Bulduktan sonra bırak. Koskoca Mevlana buyuruyor ki, ben hocama kavuştum ve aklımı bıraktım ve kurtuldum. Akıl engeldir, buluncaya kadar nimettir.

 Adem "aleyhisselam”a Cebrail “aleyhisselam” üç hediye getirmiş ruh geldikden sonra. Demiş ki Adem “aleyhisselam”a bu getirdiğim üç hediyeden birisini seç al. İkisi geri gidecek. Cenab-ı Hakkın izni bir tanesi için. Hediyenin birisi akıl, diğeri iman, biri hâyâ. Şimdi hangisini alsın? Akıl, iman, hâyâ. Adem “aleyhisselam” düşündü. Dedi ki aklı ver! Dedi, diğerleri gitsin. Aklı aldı, iman dedi ki, ben hilkat itibariyle aklın olduğu yerde olmak zorundayım. Hâyâ dedi ki, ben yaratılış itibariyle imanın olduğu yerde olmak zorundayım. Biz ayrılamayız dediler. Bir aklı almakla hem imanı aldı hem de hâyâyı aldı. Onun için el-hâyâ minel iman. İsa “aleyhisselam” bir yerden geçiyormuş. Bakmış ki, kabirdeki bir zat, bir adam feci azap görüyor. Geçmiş gitmiş. İki üç sene sonra bir daha ordan geçiyor. Bakmış adam cennet nimetlerine kavuşmuş. Açmış ellerini ya Rabbi iki sene evvel buradan geçtim. Ateşler içinde yanıyordu. Şimdi ne oldu, ne değişti diye cenab-ı Hakka yalvarmış. Allahü teala ona hayırlı bir evlat verdi. Babasının arkasından bir yetime ev verdi. Ve sadaka dağıttı. Onun hürmetine ben de babasına cenneti nasib ettim. Dolayısıyle bütün hedefimiz tek bir yöne kilitlenmişdir. Bu yok, o yok. Bu yok. Satış çok.

Bir kuruş yahutda beş kuruş kul hakkı diyor İmam-ı Rabbani hazretleri ikinci cild 87.ci mektubda, bütün peygamberlerin ibadetlerini yapsa cennete giremez diyor. İkinci cild 87.ci mektub. Bütün peygamberlerin namazını kılsa ibadetlerini yapsa bu ödenmedikçe cennete giremez. Bunu kim buyuruyor? Müceddid-i Elf-i sani buyuruyor. Ateş içinde yaşıyoruz haberimiz yok yani. O kadar çok bubi tuzakları içinden yol kat etmeye uğraşıyoruz. Çünkü her adımımızın her işimizin bir kaydı var. Hani bir bakkal ölmüşte önüne 55 bin sayfa defter koymuşlar. Bakkal demiş ki, efendim bu ne? Demiş ki, yaptığın her alışveriş, hergün. Buyrun. Her kişiyle yaptığın bütün konuşmalar kayda geçmiş. Hani teknik tkonuşmaya takılmış. Oku şimdi kitabını. Zor abi, vallahi zor. Maşallahı var ama yaşamak da bir sorumluluktur. Ölünceye kadar tetikte olmak lazım. Çünkü düz bir yol değil, düz bir yol değil. Aman abi aldan zararı yok ama sakın aldatmış olmayın. Çok tehlikeli çünkü. Aldanabilirsin ama alacak. Ama bir aldattın, yandın gitti. Ondan sonra, tövbe. Karınca su taşıyormuş yangını söndürmek için İbrahim “aleyhisselam”a. Demişler ne bu su? Ne? Su demiş. Ne yapar bu ateşi? Söndürür demiş. Allah Allah. Demiş ki efendim, ben bu suyu taşımakla tarafımı belli ediyorum. Ben bu taraftayım. Cenab-ı Hak da iki tarafa ayırmış. Ya bu taraf ya bu taraf. Öbür tarafa dolaşmış o mübarek zat, bakmış ki yılan devamlı üflüyor. Demiş ki ne yapıyorsun? İbrahim “aleyhisselam”ı yakacak olan bu ateşin büyümesini istiyorum. Neden? Daha çok yaksın. Neden? Tarafımı belli ediyorum.

Bütün dünyada insanlar ya ateş yakıcı ya ateş söndürücü. Hepimizin bir tarafı var neticede. Tarafsız olmaz. Aman abiler fırtına dehşet, deniz dalgalı, gemi battı batacak gibi gidiyor. Birbirimize çok sıkı sarılmamız lazım çok. Bağlanmamız lazım. Çünkü sen nefsini haşa sümme haşa itimat kaynağı görüyorsun, o tehlikeli çünkü. Halbuki cenab-ı Hak da buyuruyor ki, nefsine düşman ol! O benim düşmanım. Senin nefsin nasıl ona dostluk kurarsın. Hubbu billah buğdu fillaha girmez bir kere. Yani dinin aslı girmez. Elinden geldiği kadar sen kendini haksız duruma düşür ki biraz nefsin kırılsın. Bir adamcağız varmış hiç sinirlenmezmiş. Çok kızdırırlarsa hediye verirmiş. Evine gitmişler hanımına; ana demişler yav, bu nasıl bir adam. Ne var demiş. Bunu ne yapsak kızdıramıyoruz. Bu evde de böyle mi? Nee? Barut. Ama bu demişz her fırsatta onu kızdırmaya uğraşıyoruz. Daha çok kızsın istiyoruz. Niye? Eğer kızma azsa meyve getirir. Daha çoksa baklava getirir, daha çok kızarsa altın verir. Neyse; adamı çağırmışlar. Amca demişler yav bu bilmeceyi çözemedik. Siz kızınca, sinirlenmiyorsunuz ama niye hediye dağıtıyorsunuz. Hikmeti nedir acaba? Demiş ki, bak kızdığım zaman nefsim kabarıyor. Alıyorum nefsimi karşıma ve Rabbimi düşünüyorum. Ya Rabbi diyorum, sen bana emrettin ki, nefsinin dediğini yapma. Nefsine peki deme. Ona esir olma. Şimdi bu beni deli edecek. Halbuki sen buna peki dememe razı değilsin. Ya Rabbi ben senin tarafındanım. Şimdi bunun burnunu biraz daha kıracağım, bu biraz daha öfkelensin. Gidiyor para veriyor. O daha çok kuduruyor bu sefer. Ben böyle böyle yapa yapa bunun kolu kanadı kırıldı. Aman abiler iki şey bir yerde insanın aklı başından gider, din, iman da gider. Birisi öfkelendiği zaman diğeri de gene öfkelendiği zaman.