Metin ÖZER

BAHÇELİ’NİN MASASINDAKİ BÜYÜK SIR

Seçimlerden sonraydı.
Takvim Gazetesi’nde bir haber okudum.
Devlet Bahçeli makamında bir partili ile poz veriyordu.
Hemen arkasında da dosyalarla kaplanmış makam masası vardı.
Takvim Gazetesi bu durumu, “Bahçeli’nin masası raporlarla dolup taştı” diye vermiş.
Haberin başlığını ve içeriğini okuyunca çok güldüm.
Zaten o haberi görmesem bu yazıyı da yazmayacaktım.
Efendim şimdi biraz geriye gideyim.
Bundan 7-8 sene öncesiydi.
Devlet Bey ile MHP Genel Merkezi’nde başbaşa görüştük.
Daha doğrusu kendisi çağırmıştı.
Maksat ne olup bitiyor biraz laflamaktı.
Kendisi makam masasında oturuyordu.
Takvim Gazetesi’nin haber yaptığı o makam masası yine öyle dosya doluydu.
Masanın üzerinde sanırım 30-40 santim yüksekliğinde bir dosya dağı oluşmuştu.
O hali görünce çok şaşırdım.
Diğer liderlerin de makam masalarını gördüğüm için bu durum bana tuhaf geldi.
Hatta Bahçeli’ye de sordum;
-Devlet Bey hayırdır inşallah, masanız dosyalarla dolmuş. Yargıtay’da bile bu kadar dosya yoktur herhalde. Allah size kolaylık versin.
Bahçeli bunun üzerine, “Ne yapalım her işin bir zorluğu var. Teşkilatlardan sürekli raporlar geliyor. Onları okumasak olmaz. Emek harcıyorlar. Bizim de sokakların nabzını tutmamıza neden oluyor. Birkaç gün okuyamadım böyle birikti” türünden laflar etti.
Bahçeli ile görüşmemden birkaç gün sonra dostum olan MHP’li bir milletvekili ziyaretime geldi.
İsmini vermeyeyim. Verirsem başına bir iş gelir.
Ankara’nın kuzeyindeki illerden birinin milletvekili.
Sağdan soldan konuşurken, “Devlet Bahçeli’ye o kadar laf söylüyorsunuz. Adamın yanına gittim. Hakikaten durumuna çok üzüldüm. Bütün masası dosyalarla dolup taşıyor. Allah kolaylık versin. Onları tek tek okumak bile günlerini alır. Bir de adama ‘Çalışmıyor’ diyorsunuz” dedim.
Daha sözümü tamamlamadan o milletvekili başladı gülmeye.
Hayırdır inşallah” dedim.
Dedi ki, “Abi ben de tıpkı senin gibi düşünüyorum. Biz milletvekili olduğumuz için sık sık makamına çağırıyordu. Bir gün dikkat ettim o dosyaların renkleri ve yüksekliği hiç değişmiyor. Yani 6 ay önce ne ise 6 ay sonra da aynı.
Allah allah” dedim.
Sonra devam etti, “Bende oturduğum koltuktan çaktırmadan bunlardan en altta olanın kenarını kalemle karaladım. Yaklaşık 6-7 ay sonra bile o dosyanın orada olduğunu gördüm
Zaman değişiyor ama dosya sayısı değişmiyor.
Takvim Gazetesi’nin masasın üzerinde çektiği dosyalar muhtemelen o vekilin 7-8 yıl önce kenarını karaladığı dosyalar.
Yani çok çalışıyor havası vermek için oluşturulmuş bir illizyon.
Benzer bir durumu Süleyman Demirel’de görmüştüm.
Demirel’in misafir odasında oldukça geniş bir sehpa vardı.
O sehpanın üzeri neredeyse yarım adam boyunda kitaplarla doluydu.
Demirel o kitapları gösterip, “Yeni çıkan her kitabı alır mutlaka okurum” derdi.
Birgün kendisini beklerken o kitaplara biraz göz attım.
Aralarında; İngilizce, Almanca ve İtalyanca kitaplar bile vardı.
Oysa Demirel ne Almanca, ne de İtalyanca bilmezdi.
Devlet Bey de anlaşılan Demirel’in izinden gitmiş.
Bu yöntemle belki gazetecileri kandırabiliyorsun ama milleti kandıramıyorsun.
Devlet Bey bırakın dosyaları okumayı, seçim sonuçlarını bile okuyamıyor.
MHP’nin 1 Kasım hezimetinden sonra yaptığı ilk grup toplantısında bakın ne dedi:
-Parti olarak 1 Kasım’da galip gelemedik ama mağlup da olmadık.
İyi de Sayın Bahçeli; 4 ay 23 günde MHP’yi en büyük oy kaybına uğrayan parti yapmışsın.
MHP’nin diğer partilerden çok önemli bir farkı var.
MHP seçmeni kemik gibidir. Sağlamdır. Parti parti dolaşmaz.
Buna rağmen; 7 Haziran seçiminde MHP’ye oy veren 1 milyon 827 bin 439 seçmen, 1 Kasım seçiminde partine oy vermedi.
Milletvekillerinin yarısını kaybetti.
Buna rağmen grup toplantısında atıp tutuyorsun;
-Ne galibiz, ne mağlubuz.
Pes yani.
O grup toplantısında Devlet Bahçeli elini soldan sağa doğru sallayarak soruyor;
- MHP ne yapmıştır da 4 ay 23 günde 1 milyon 872 bin 439 seçmen oy vermemiştir.
Tabi salondan tık yok.
Ama hepsinin içinden, “Devlet Bey senin ‘HAYIR’ların bizi bu duruma düşürdü. Sen hala sebep arıyorsun” demek geçmiştir.
6 Temmuz 1997 yılında MHP Genel Başkanı seçilen Devlet Bahçeli’ye 2 yıl sonra Cumhurbaşkanı olma teklifi yapıldı, kabul etmedi.
Ardından Başbakanlık teklifi yapıldı, kabul etmedi.
Erbakan ve Çiller’in Cumhurbaşkanı ve Başbakanlık tekliflerini kabul etmeyen Bahçeli, Ecevit’in yanında sığıntı gibiBaşbakan Yardımcısı olmayı kabul etti.
Bu olaydan 16 yıl sonra 7 Haziran seçimlerinden sonra da benzer durum oldu.
CHP Lideri Kılıçdaroğlu önce Başbakan Yardımcılığı sonra da Başbakanlık önerdi, kabul etmedi.
Davutoğlu Başbakan Yardımcılığı önerdi, yine kabul etmedi.
MHP’liler baktı ki; Devletin başına Devlet gelmek istemiyor.
O zaman biz niye boş yere bağırıp, çenemizi yoruyoruz” dediler.
Tıpkı senin yaptığın gibi, ellerini soldan sağa sallayıp, MHP’yi terk ettiler.
Bunu bile görememişsin.
O yüzden soruyorsun; “Bunlar başımıza niye geldi” diye.
Masandaki dosyaları okumadığını biliyordum.
Sandık sonuçlarını okuyamadığını da böylece öğrendim.
HAYIR”lı işler Devlet Bey.